23 Nisan 2012 Pazartesi

Türkiye'ye geldiğimiz ilk zamanlar annemlerin gece izledikleri bir program vardı. Bazı geceler uyuyamadığımdan programı göz ucuyla da olsam görürdüm. Programı kepçe kulaklı bir adam sunuyordu. Çok sonraları bu adamın isminin Okan Bayülgen olduğunu öğrendim. Programını izlememe artık annemler izin veriyordu. Bir garip adamdı. Kendinden çok emin konuşması hoşuma gidiyordu. İstediği zaman telefonla bağlanan seyircinin suratına telefonu kapatıveriyordu. Nedense tv karşısında bu bana büyük bir keyif veriyordu, rahatsız olmuş annemin tam tersine. Sonraları bu sima izlediğim filmlerde karşıma çıkmaya başladı. Liseye geldiğimde programını daha çok izler olmuştum. Programın ismi ve içeriği yıllar geçtikçe değişiyordu. Sevdiğim müzisyenlere ve sanatçılara programında sık sık rastlıyordum. Bana ne olacaksın diye sorduklarında "Okan Bayülgen gibi olacağım" diyordum. Okan Bayülgen'i izledikçe ona olan hayranlığım artıyordu. Hiçbir şey bilmediğimi düşünüyordum. Bu yüzden daha çok kitap okumaya başlamıştım. Genel kültürüne hayrandım. Bu da beni daha çok araştırma yapmaya yönlendiriyordu. Lise bittikten sonra Halkla İlişkiler ve Reklamcılık bölümünü kazandım. Üniversite yıllarımda Okan Bayülgen'in dediklerini daha iyi anladığımı düşünüyordum. Gerçekten de öyleydi. Bahsettiği bir konuyu ucundan da olsa yakalıyordum ve bu beni mutlu ediyordu. Programına hep telefonla katılmayı istedim ama bir türlü cesaret edemedim. Sonraları kısa film ile ilgili yarışma programını gördüm. Kafamda ne kadar senaryolar olsa da, ne çekebildim ne de gönderebildim. Ama umutluyduk Sinemle. Bir gün Okan Bayülgen'in ekibine katılacaktık. Babalarımızdan sonraki en büyük kahramanımızdı belki de. Kendimizi ve yaratıcılığımızı geliştirmemiz konusunda bir nevi ilham perimizdi. Evet Okan Bayülgen'i seviyorduk. Öyle bir sese sahip olduğu içinde Tanrı'ya şükrediyorduk.

Burçin.