13 Şubat 2012 Pazartesi

Ah antonio, beni çirkin hissettirdin. İyiki ruhumu gösteren bir ayna yok hem zaten bedenimi gösteren aynaları da kırdım. Kalbim de aynalar gibi paramparça, çok üzgünüm.

Bu cümlem şimdilik burada dursun. Yakın zaman içerisinde, ilk kısa filmimin giriş cümlesi olacak ve ben çok heyecanlıyım. 

Elime ilk kamera almam ailemin, sen de bizi çek demesi ile, 7-8 yaşlarıma tekabül ediyor. Kendi kameram olduğunda 17 yaşındaydım. Ben de bana anlamlı gelen her şeyi çekmeye başladım. Kendimce montajlayıp mutlu oluyordum. Yaşım ilerledikçe montaj programlarını imkanlarım dahilinde öğrenip, senaryo yazmaya başladım. Uzun zamandır tutkulu olduğum en güzel hobim sanırım. 

Cümleme gelecek olursam, uzun zamandır üzerinde kafa patlattığım senaryomun bir gece yarısı aklıma düşen ilk cümlesi. Gizemini korusun şimdilik.

Heyecanlıyım a dostlar.

Burçin.

1 Şubat 2012 Çarşamba

2012'ye dair ilk saattler

2012 ye -10 9 8 7..-  eşliğinde geri sayım yaparak girmek isteyen insanlar var. Geri sayımdan on dakika önce belki de geri sayım yapmak isteyen iki polis küfrederek arka apartmanımıza geldiler. Nereden de çıkmıştı şimdi bu alarm? Sırası mıydı hiç, tam da 12.00 ‘a dakikalar kala?

Yarım saattir çalan alarm benim değil, polislerin bile kulağına gitmişti. O derece yüksek ses yani, düşünün. Apartmanın üçüncü katındaki bir ofisin alarmıydı. Dışarıda alarm seslerini bastıran “gel gel giriş buradan” seslerini duyunca camdan bakma gereksinimi duydum. Apartmanın önünde bir polis arabası vardı. Karanlıktı ama arabanın üzerindeki o büyük lambadan anlamıştım polis arabası olduğunu. Apartmanın ışıkları yandı. Üçüncü kattaki ofisin içinde dolanan fener ışığını görüyordum. Polislerin gölgeleri yansıyordu duvara. - İki adam birden boğuşmaya başladı. Heyecanlandım. Pencereyi açıp öyle izlemeye karar verdim. “Yat yere,” “bırak o silahı,” “yat ulan” gibi belli belirsiz sesleri duyuyordum. İyice heyecanlanmıştım. Birden silah patlaması duydum. Dizlerim titremeye başladı.-  Hayır hiçte böyle olmadı. Ben o sırada bunları hayal ediyordum.(burası gerçek) Odanın birisinin lambası yandı. Bir dakika sonra geri kapandı. Aşağı birilerinin inmesini bekliyordum. Ben hala beklerken ofisin içinde yine fener ışığını gördüm. “hay Allah” dedim kendi kendime. “Ulan demin lambayı açtınız ya, diğer odalara da aynı şekilde baksanıza. Fener de nereden çıktı?” Ben böyle kendi kendime söylenirken apartmanın ışığı yandı. Ama ne inen var, ne de çıkan. Tekrardan aynı odanın lambası yandı. Bir adam gördüm. Siyah bereli, siyah atkılı, kot ceketli birisi. İyice işkillendim. “Yoksa bu polis arabası değil mi?” diye arabanın üzerindeki yazıyı okumaya çalıştım. Polis arabasıydı canım. E madem polis arabası ne yapıyordu polisler içeride? Kesin içeride yakalamışlardı hırsızı. O gördüğüm siyah bereli adam da ofisin sahibiydi. Öyledir canım öyle diye içimi rahatlattım. Yarım saattir camın önünde polislerin aşağı inmesini bekliyordum. Ne yapıyordu Allah aşkına bu adamlar? Yarım saat gecikmeli geri sayım mı?

Sonra polislerin tutanak tutabilecekleri geldi aklıma. Parmak izi falan. Ondan uzun sürdü diye düşündüm. Çünkü dayımların evine hırsız girince de böyle olmuştu. Bir saat polisler incelemişti evi. Haydi, tutanak tutuyor bu adamlar diyelim, karanlıkta mı yazıyorlar?


Bir saat daha geçti. Beklemekten sıkıldım. Behzat Ç gibi heyecanlı değildi. Zaten bu hafta Behzat Ç. de yoktu. Boşuna heyecanlanmışım. Ne kot ceketli adam, ne de polisler dışarı çıktı.